17 Eylül 2017 Pazar

Ayşegül Çiçekoğlu - Sen Benim Nefesimsin

Merhabalar

Yine bir Ayşegül Çiçekoğlu kitabı. Ayşegül ablanın naif kalemini çok seviyorum ve bu kitabını da wattpad üzerinden okumuştum ama kitap kokusuyla buluşunca içime sindire sindire yeniden okudum. 
Emre kendi bildi bileli günübirlik aşklarla gününü gün etmiş biridir. Günün birinde baltayı sert bir kayaya çarpar. Çünkü günübirlik ilişkisi hamilelikle sonuçlanmıştır ve işin daha da kötüsü bu kız aile dostlarının kızıdır. Emre el mecbur bu kızla istemeyerek de olsa evlenir. Ama huylu huyundan bir türlü vazgeçmez. Eşiyle evliyken iş için Antalya'ya gidip geldiği sırada otelde Sevgi ile tanışır ve hayatında ilk defa aşık olur. Bu sefer Emre için hayat başka türlü geçmektedir. Emre eşinden boşanacak ve Sevgi ile evlenecek, hayalindeki yuvaya artık kavuşacaktır. Antalya'dan İstanbul'a son gidişinde artık eşine ayrılmak istediğini söyleyecek, hayatındaki tüm pürüzlerden kurtulacaktır. Tabii ki kaza geçirip erkenden vefat etmeseydi.

Sevgi Emre'nin gelmesini beklerken ölüm haberiyle yıkılır. Karnında Emre'nin bir parçasını taşımaktadır ve doğurmaya kararlıdır. Doğum gerçekleştikten kısa bir süre sonra Sevgi'de vefat eder. Oğlunu kardeşi Cansu'ya emanet etmiştir ve ne olursa olsun bırakmamasını tembihlemiştir.

Emre'nin vefatından sonra ailesi zorda olsa normal yaşamına döner ama ailenin büyük oğlu Sinan bir gün bir mektup alır. Mektupta ölen kardeşi Emre'nin bir çocuğu olduğundan bahsedilmektedir. Sinan başta bunu bir oyun sansa da, yine de merakına yenik düşerek soluğu Antalya'da alır. Verilen adrese geldiğinde karşısında mavi gözlü bir kızla karşılaşır. Cansu Sinan'la karşılaştığında yazdığı mektup için pişmanlık duyar. Bu ruhsuz adam hiçte ılımlı birine benzememektedir. Cansu yalan söylediğini ve çocuğun Emre'nin oğlu olmadığını söyler ama Sinan durumu kabul etmez. DNA testi yaptırılır ve çocuğun Emre'nin olduğu ortaya çıkar. Cansu çocuktan ayrılmak istemiyordur ama maddi anlamda da çocuğa bakabilecek gücü de kalmamıştır. Her ne kadar Cansu Can'ın teyzesi olsa da; Cansu bunu Sinan'a söyleyemez. Sinan Cansu'yu Emre'nin sevgilisi ve Can'ın da annesi sanmıştır. Sinan çocuğu ailesinin karşısına Emre'nin oğlu diye çıkaramayacağını anlayınca Cansu'ya bir teklifte bulunur. Cansu her ne kadar bu teklifi kabul etmemek için kendini parçalamış olsa da el mecbur Can'dan ayrılmamak için teklifi kabul eder. Ama Sinan ve Cansu'nun unuttuğu şey ateşle barutun yan yana durmayacağıdır ve ikisi de aşkı hesaba katmamıştır.

Ayşegül Çiçekoğlu kitaplarını ne kadar çok sevdiğimi anlatmama gerek yok sanırım. İçten ve güzel kalemi ile kendini okutmayı başaran nadir insanlardan. Sen Benim Nefesimsin kitabı aile olmanın, fedakarlığın ve tabii ki aşkın öyküsü. Sinan karakteri her ne kadar sinir bozucu olsa da, yine de sevdim. Cansu'ya kızdığım yerler olmasına rağmen, düştüğü durumda belki ben de aynısını yapardım. Hikaye de en sevdiğim karakterlerden biri Babaanneydi. Herkese böyle bir babaanne lazım. Diğer kitapları gibi bu kitabını da yine tavsiye ediyorum Ayşegül ablanın. Umarım keyifle okursunuz.

Yazara not: Yeni kitap çok çabuk gelsin. Kalemine sağlık. Yolun açık, başarıların çok olsun. 

Yeni yazılarımda görüşene dek, okumayı, gülümsemeyi unutmayın. Hayatı sevin.

Hoşçakalın.

Tanıtım Bülteninden

Sen Benim Nefesimsin; aşkın, aile olmanın ve fedakarlığın hikayesi.

 Güzel bir kadın, yakışıklı bir adam ve sevimli bir çocuk... Bu aile, dışarıdan bakıldığında mutlulukla çerçevelenmiş bir fotoğraf karesini andırıyordu. Oysa Sinan ve Cansu'yu bir arada tutan paylaştıkları büyük sırdı. Ve aşk onları hiç beklemedikleri bir anda yakalayacaktı. Aralarında ansızın filizlenen aşk, paylaştıkları bu büyük sırra rağmen dolu dizgin yaşanabilecek miydi? Hayatta kendilerinden önce düşünmeleri gereken insanlar varken, bu nasıl mümkün olacaktı?
"Kollarımda başını göğsüme yaslamış, sessizce ağlayan kızla öylece dikiliyordum. Kederini anlayabiliyordum. Önce anne babasını, sonra da ablasını kaybetmişti. Üstelik çocuğunun babası da artık hayatta değildi. Kader bu kızın tüm sevdiklerini teker teker elinden almıştı. Oğluyla hayatta yapayalnız kalmıştı ve daha yirmi bir yaşındaydı. Uzun süre ay ışığının altında, yumuşak bir müzik eşliğinde, odanın ortasında birbirimize sarılmış halde dikilmeye devam ettik. Ağlamaları dindiğinde onu tutarak kendimden uzaklaştırdım. Parmaklarımla çenesinin altından tutarak başını yukarıya doğru kaldırdım. Yüzü gözyaşlarından parlamıştı. Artık ağlamıyordu. Usulca ona doğru eğildim. Kulağına doğru fısıldadım. 'Ağlama, küçüğüm. Artık yanında ben varım.' ”


Basım Yılı : 2017

Sayfa Sayısı : 480

Müptela Yayınları
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...